Silvia Egger-Gündevir

mavera body & soul

Makrobiyotik

Makrobiyotik


Makrobiyotik bir yaşam felsefesi ve yaşam tarzıdır. İki eski Yunanca kelimeden türemiş olan: "macros" = büyük ve "bios" = yaşam, böylece "büyük yaşam" anlamına gelir. Makrobiyotik yaşamın her evresinin, YİN ve YANG enerjilerinin sonsuz döngüsünden oluştuğu ilkesine dayanır. Aile, çevre, gezegenimiz hatta evrenle denge içinde yaşayabilmek Makrobiyotiğin esas amacıdır. Makrobiyotikte yaşama, her şeye daima büyük, geniş, tümsel bir bakış açısıyla yaklaşılır. Bunu başarabilmek için ilk önce insanın kendisiyle barışık olması gerekir.

“Ne yersen O’sun” bilgisinden yola çıkarak, George Oshawa Makrobiyotik yemek tarzını geliştirmiştir. Michio Kushi ise Makrobiyotiği dünya’ya yaymıştır.

Bu beslenme sisteminde, yalnızca besleyici gıdalar yenir. Almanca’da  “gıda” kelimesi bu ihtiyacı çok güzel vurgular: “Lebensmittel” = yaşam araçları! Makrobiyotik yaşam, gücümüzü arttırır, özellikle kronik ve ağır hastalık durumlarında önemli bir terapi faktörüdür.

Makrobiyotik sadece yaşam enerjimizi yoğunlatırmakla kalmaz, aynı zamanda duygu hallerimizi dengeler, düşünce tarzımızı etkiler ve spiritüel gelişmemizde yardımcı olur. Düşüncelerimizin netleşmesi ve karar almamızın kolaylaşması, bu beslenme tarzının en büyük avantajlarıdır. Bu diyeti sürdürebilmek için mutlaka bazı alışkanlıklarımızdan vazgeçip değişiklikler, yenilikler yaratmamız gerekir.

Özellikle yaşama ve yaşatma kararımız Makrobiyotik'le çok sağlamlaşır. Her güne, her öğüne denge ve huzur katmak bizi daha bilinçli kılar, kendimize ve çevremize hissettiğimiz sorumluluk duygumuz artar.

Aldığımız besleyici gıdalarla birlikte bağışıklık sistemimiz güçlenir, bedenimiz iyileşir, dolayısıyla farkındalığımız yükselir ve böylece mutlu bir BENlik, mutlu bir hayat, mutlu bir dünya için yemek yeriz...

 


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam7
Toplam Ziyaret23753